CEZA
CEZA
Küfür kelime anlamı olarak, "kaba, toplumda hoş karşılanmayan, kişiyi küçük düşürücü, toplum genel ahlak kurallarına aykırı, hor gören, aşağılayıcı, değer yargılarıyla, milli değerlerle ya da semavi düşüncelerle alay eden söz ya da cümle" demek.
Peki neden küfreder insan?
Sinirden mi? Deşarj olmak için mi? Egosunu tatmin etmek için mi?
Benim görüşüme göre tamamen cahil olmakla ilgili.
PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) araştırma sonuçlarına göre "ANADİLİNİ OKUMA ve ANLAMA" alanında TÜRKİYE 78 ülke arasında 41'inci sırada.
Yani kendi dilimizi bilmiyoruz.
Kelime dağarcığımız o kadar kısıtlı ki; kelimelerimizin bittiği yerde küfür devreye giriyor.
Hele bir de bunun üzerine dominant erkek toplumu olduğumuz eklenince. "erkek adam küfreder"
Tam tersine "erkek adam küfretmez", "erkek adam edepli konuşur".
Şimdi kadınlar da küfretmeye başladı. Bu neredeyse bir "kendini toplum üstü görmek" gibi bir şey oldu. Sanatçılar, sahnede halkın önünde küfrediyorlar, sığındıkları gerekçe ise "halk küfrediyor, biz halkı temsil ediyoruz"
Ben Murat GÜNAY olarak asla küfretmem, küfretmek acizliktir. Cahilin konuşabileceği kelime kalmamıştır ve küfre geçer.
Umarım halkımız bu yanlıştan döner.
Özgürlük Anıtı’nın Hikâyesi
Özgürlük Anıtı ya da resmî adıyla Dünya’yı
Aydınlatan Özgürlük, ABD'nin New York şehrindeki
Liberty (Özgürlük) adası üzerinde, inşa edildiği 1886 yılından bu yana
Amerika'nın simgesi olan anıtsal Anıtı ve gözlem kulesidir. Dünyanın en tanınan
anıtlarından biridir.
Bakırdan yapılan
Özgürlük Anıtı, Fransa tarafından kuruluşunun 100. Yılı nedeniyle ABD'ye hediye edilmiştir. 1884-1886
yılları arasında inşa edilmiştir. ABD'nin New York şehrindeki
Özgürlük Adası'nda yer alır. Anıt, 28 Ekim 1886'da resmi olarak açıldı ve
Fransız halkının Amerika Birleşik Devletleri'ne verdiği bir hediye olarak inşa
edildi.
1. Fikir: 1865 yılında Fransız siyasetçi ve
yazar Édouard René de Laboulaye, Amerika'daki Amerikan İç Savaşı'nın sona
erdiği dönemde, Amerika'nın bağımsızlık savaşını kazanmasını kutlamak ve
özgürlüğü simgelemek amacıyla bir hediye fikri üretti. Bu hediyenin,
Amerikalılar ve Fransızlar arasındaki uzun süreli dostluğu simgelemesi
amaçlanıyordu.
2. Tasarım: Fransız heykeltıraş Frédéric
Auguste Bartholdi, anıtın tasarımını üstlendi. Anıt, özgürlüğü temsil eden bir
kadın figürünün büyük bir Anıtı olarak inşa edilecekti. Anıtın yüzü, özgürlüğün
sembolü olarak kabul edilen bir kadın portresini temsil ederken, sağ elinde bir
meşale ve sol elinde ise bir kitap tutuyordu.
3. İnşaat: Anıtın yapımı için Fransa'da bir
çerçeve inşa edildi, ardından bu çerçeve Amerika'ya nakledildi. Heykel, Gustave
Eiffel tarafından tasarlanan iç iskeletle donatıldı. Daha sonra Anıtın dış kısmı,
bakırdan ince levhalarla kaplandı.
4. Nakliye: Anıtın tamamlanmasının ardından
1885 yılında yedi parça halinde Amerika'ya taşındı. Heykel, Fransız gemisi
Isère ile taşındı ve New York Limanı'na 17 Haziran 1885'te ulaştı.
5. Montaj: Anıtın montajı ve inşası, Liberty
Adası'nda tamamlandı. Meşale, 1886'da tamamlandı ve 28 Ekim 1886'da resmi
olarak açıldı. Anıtın tam yüksekliği, temel dâhil olmak üzere yaklaşık 93 metre
(305 fit) kadardır.
Özgürlük Anıtı, Amerika Birleşik
Devletleri'nin sembolü haline gelmiş ve özgürlüğün ve demokrasinin simgesi
olarak dünya çapında tanınmıştır. Özgürlük Anıtı, iç savaş sonrasında
geliştirmek istediği dostluğun bir nişanesi olarak Fransa devleti ve halkı tarafından
yaptırılmış ve Amerika Birleşik Devletleri’ne hediye edilmişti. Sadece burnunun
uzunluğu 1,5 metreyi¸ toplam ağırlığı ise 225 tonu bulmakta. Anıtın maliyeti
bizden çok daha zengin olan Fransızları bile zorlamış. Halktan para toplanmış,
maliyetini denkleştirmek için yardım kampanyaları hatta lotarya düzenlenmiş. Anıtın
yapımı tam 10 yıl sürmüş.
5
Ağustos 1884 günü yapılan kaidesinin temel atma törenini New York Büyük
Locası’nın Üstad-ı Azamı Willam A. Brodie yönetmiş.
Heykel fikir olarak ilk kez 1865’te bir akşam
yemeğinde gündeme gelmiş, tamamlanıp yerine dikilmesi için ise tam 21 yıl
geçmesi gerekmiş. Açılış töreni 1886’da yapılan Anıtın inşasına Paris’te
1875’te başlanmış. Fransızlar kaidesini Amerikalıların yapmasını istemiş ama o
bile toplanabilen yardımlarla ancak 2 yılda tamamlanabilmiş. Yardım
kampanyasına 1 cent yatıran çocukların isimleri Pulitzer’in “World” gazetesinde
yayımlanmış.
Heykel, sağ elinde bir meşale,
sol elinde ise bir kitabe tutar. Tabletin üstünde 4 Temmuz
1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi'nin
tarihi) yazılıdır. Anıtın başındaki tacın 7 sivri
ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Anıtın yüksekliği 46 metre, kaidesi ile
beraber 93 metredir. Ziyaretçiler Anıtın içinden meşaleye kadar 168 basamaklı
bir merdivenden çıkabilirler. Anıtın meşale tutan sağ elinin yüksekliği 13
metredir. Meşalenin etrafındaki dehlizde 15 kişi bir arada dolaşabilir. Anıtın
başının genişliği 2 metre, yüksekliği ise tacı ile birlikte 5 metredir. Özgürlük
Anıtı, ziyaretçilere açıktır.
Heykele Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer'in dul eşi Isabelle Eugenie Boyer modellik etmiştir. Özgürlük Anıtı 1884 yılında
Fransa'da tamamlandıktan 1 yıl sonra 350 parçaya bölünüp 214 sandık
içinde New York limanına
ulaştırılmıştır. Parçalar, 4 ay içinde kaidenin üzerinde yeniden birleştirilmiş
ve 28 Ekim 1886 tarihinde binlerce izleyicinin önünde açılışı gerçekleşmiştir.
Özgürlük Anıtı, 1984'ten beri UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde
yer almaktadır.
Sultan Abdülaziz tarafından yaptırıldığı iddiası:
2004 yılında Gazeteci Murat
Bardakçı Mısır’a dikilmek üzere sipariş edilen New York’taki Özgürlük Anıtı’nın
masraflarının bir bölümünün Osmanlılar tarafından ödendiğini iddia etmiş.
Murat Bardakçı’ya göre; Mustafa Reşit Paşa, 23 Kasım 1854 yılında dördüncü kez
sadrazamlığa getirildi. “Fransız Partisi” ne mensup Mısır Valisi Said Paşa, Mustafa Reşit Paşa’dan nefret ediyordu. Süveyş
Kanalı Projesi’ni hayata geçirmeyeceğini biliyordu. Bu nedenle bir hafta sonra projeyi imzaladı.
İmzalanan sözleşmenin altında ilginç bir madde vardı; Kanalın Akdeniz’e açıldığı
yere dev bir heykel yapılacaktı.
Heykel, firavunlar
döneminin giysilerine bürünmüş bir kadın seklinde olacak ve elinde Asya'nın ışığının Mısır'dan geldiğini” sembolize eden
bir meşale olacaktı!
Heykel, dönemin ünlü heykeltıraşı Frederic Auguste Bartholdi'ye sipariş edildi.
Yüklüce avans verildi. Bartholdi işe
başladı. Heykel birkaç sene sonra tamamlandı.
Heykel, Marsilya’dan gemiyle yola çıkacaktı. Ancak Said Paşa ölünce yerine
gelen İsmail Paşa, Müslüman bir coğrafyada heykel olmaz diyerek Anıtı istemedi.
Süveyş kanalı 1869’da dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı
büyük ama 'heykelsiz' törenlerle açıldı. Heykeltıraş Bartholdi'nin eseri
Paris'te bir depoya kondu ve tozlanmaya terk edildi.
O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri
arasında sıkı iş birliği başladı. Paris'te
kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de
Laboulaye, Amerikalıların Fransa’nın
dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye vermek istedi. Hediye bir heykel
olmalıydı. Heykel; bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde
de “dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü” olan bir meşale taşıyacaktı. Sipariş
gene aynı heykeltıraşa, Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi'nin Süveyş kanalı için yaptığı Anıtın
elleri, kolları ve yüzünde değişiklik yaptı. Heykeltıraş Bartholdi, New York'a
yanına Süveyş kanalının mühendisi ve Anıtın fikir babası olan Ferdinand de
Lesseps'i de alarak gitti. Ve heykel 25 Ekim 1886’da New York’ta açıldı.
Yazar Mustafa Armağan Gazeteci Murat
Bardakçı’nın bu iddiasının doğru olmadığını, heykeltıraş Frédéric Auguste Bartholdi'nin
Said Paşa’ya bir heykel projesi sunduğunu ancak projenin hiçbir zaman
gerçekleştirilmediğini ortaya koymuştur.
Mustafa Armağan’a göre; “Bartholdi
Said Paşa’ya bir heykel projesi sundu ama bizzat kendisi bile iki heykel
arasındaki benzerliği inkâr etmiştir. (Klaus Kreiser’in “Muqarnas” dergisindeki
makalesine bkz.1997.) İlk proje için biblo şeklinde bazı denemeler yapıldı ama
hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Zira ne Mısır’ın ne de Osmanlı’nın gücü böyle
bir projeyi gerçekleştirmeye yetmezdi.”
Özgürlük Anıtı iki kapitalist ve zengin
ülkenin bile zorlandığı bir süreç sonunda tamamlanabilmişti. Abdülaziz’in ise
Eylül 1986 fiyatlarıyla maliyeti 75 milyon doları bulan Anıtı mevcut dış
borçlarını bile ödeyecek imkânı yokken yaptırması imkân dâhilinde değildi.
Heykele başlandığı yıl olan 1875’te Osmanlı bütçesi 5 milyon liradan fazla açık
vermiş ve hazine 'Ramazan tahvilleri'yle iflasını ilan etmişti. Ayrıca
heykel 25 Ekim’de değil 28 Ekim 1986’da açılmıştır.
Sonuç olarak Özgürlük Anıtı Fransızlar
tarafından Amerikalılara bağımsızlık savaşını kazandıkları için dostluk
nişanesi olarak yapılmış! Osmanlılar tarafından yaptırıldığı ile ilgili tek
bağlantı Fransız heykeltıraş Bartholdi’nin Said Paşa’ya da bir heykel projesi
sunmuş olması. Ama Özgürlük Anıtı projesi değil tamamen başka bir proje!
İkinci Dünya Savaşı’nın Pasifik
muharebelerinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 6 Ağustos’ta Japonya’nın
Hiroşima kentine atom bombası attı.
Bomba, 6 Ağustos 1945'te yerel
saatle 08:15'te Enola Gay isimli B-29 bombardıman uçağından atıldı.
Patlama 600 metre yüksekliğinde gerçekleşti. Bomba, üç
gün sonra bir vadide yer alan Nagazaki’ye atılacak olan diğer atom bombası Fat
Man'e kıyasla daha güçsüz olmasına rağmen, Hiroşima'nın düz alanda olması
sebebiyle daha güçlü etki yaptı.
Dünyada ilk kez atom bombası kullanan ülke olarak
tarihteki yerini alan ABD'nin bu saldırılarında en az 140
bin kişi hayatını kaybetmişti. Japonlar ise iki şehirdeki ölümlerin
500 bine yakın olduğunu açıklamıştı.
Bombanın patlayıcı gücü 18 kiloton TNT eşdeğeri olarak
hesaplanmış, bu rakam ABD Başkanı Harry S. Truman'ın konuşmalarında
20 kilotona yuvarlanmıştır.
Hiroşima, dünya tarihine
nükleer saldırıya maruz kalan ilk şehir olarak geçmiştir.
Little Boy, dünyada saldırı
amacıyla kullanılan ilk atom bombası'dır. 6 Ağustos 1945 sabahı ABD tarafından,
Japonya'nın Hiroşima şehrine atılmıştır.
Enola Gay, Hiroşima
bombardımanı gerçekleştiren uçaktır. Görevden önce, uçak kokpitinde
yaklaşık 12 siyanür hapı tutuldu ve pilotlara Hiroşima'nın bombalanması
sırasında görev tehlikeye düşerse bunları almaları talimatı verildi.
Enola Gay'deki 12 kişiden sadece 3'ü Hiroşima'ya olan
görevlerinin gerçek amacını biliyordu.
Bombalamadan önce Japon halkının uyarıldığı iddia edilir, ancak gerçekte ABD'nin attığı broşürler özellikle
Hiroşima veya Nagazaki'ye yaklaşan bir nükleer saldırı konusunda uyarmamıştır.
Hiroşima'daki patlamanın şiddetini
en iyi anlatan örnek, patlama esnasında insan ve nesnelerin gölgelerini bulundukları yere
kalıcı olarak iz bırakmasıdır.
ABD başlangıçta atom bombalarının
herhangi bir kalıcı radyoaktiviteye neden olduğunu reddetti ve bu tür iddiaları
Japon propagandası olarak nitelendirdi.
New York Times, yalnızca askeri
kaynaklara atıfta bulunarak ve radyasyon hastalığına ilişkin görgü tanığı
açıklamalarını göz ardı ederek “HİROSİMA ENKAZINDA RADYOAKTİVİTE YOK”
başlıklı bir makale yayınlamıştır.
ABD, Hiroşima ve Nagazaki'yi bombalamadan önce 400
kişiyi öldüren ve 1.200 kişiyi yaralayan “balkabağı bombaları” lakaplı
yaklaşık 49 pratik bomba attı.
Hiroşima ve Nagazaki'deki
atom bombalarının neden olduğu ölümlerin yaklaşık %25'i askere
alınan Korelilerdi.
Hiroşima'ya atom bombası
atıldıktan sonra yüzlerce insan bir sonraki hedefi bilmeden Nagazaki'ye doğru
yol aldı. Bu insanlardan 165'i, 2 bombalamadan da kurtuldu. Ve
bombalama anının canlı şahidi olarak tanıklık yaptılar.
1945'te Japon radar operatörleri, az sayıda
gelen ABD uçağını tespit etti (bunlardan biri Hiroşima ve Nagazaki'ye atılacak
nükleer bombaları taşıyordu), ancak az sayıda uçak bir tehdit olarak görülmediği
için onları engellememeye karar verdi.
Tokyo'nun Hiroşima'nın bombalandığını
anlamaları yaklaşık 3 saat sürdü.
1945'te Hiroşima'ya atom bombası atıldıktan sonra
yeniden çiçek açan ilk bitki bir zakkumdur. Bundan ötürü
zakkum, Hiroşima kentinin resmi bitkisidir.
ABD'nin Hiroşima ve Nagazaki'yi
vurması, Japonya'nın teslim olmasına giden yolu açmıştı.
Japonya'nın teslim olmasıyla
İkinci Dünya Savaşı resmen sona ermişti.
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'nın Hiroşima
kentini atom bombasıyla vurduğu saldırının son tanığı 96 yaşındaki Sunao
Tsuboi, geçen yıl hayatını kaybetmiştir.
Japonya'da bulunan Barış Anıtı Parkı,
dünya üzerinde nükleer saldırıya (6 Ağustos 1945) uğrayan ilk kent olan
Hiroşima'ya adanmıştır.
Parkta bulunan Hiroşima Barış Meşalesi, 58
yıldır yanmaya devam ediyor. Gezegenimizdeki son nükleer bomba da imha edilip,
gezegenimiz nükleer bir bomba ile yok olma tehdidinden tamamen kurtulana kadar
da yanmaya devam edecek.
Japonya'da gerçekleşen saldırının kurbanları için her
yıl olduğu gibi bu yıl da Barış Anıtı Parkı'nda anma töreni
düzenlendi.
Her yıl gerçekleşen törende 'nükleer silahsız bir
dünya çağrısı' yinelenmeye devam ediyor.